Spirolino Nedir, Nasıl Monte Edilir ve Kullanılır? Ağustos 19
Spirolino yada kısaca Spiro mekik yada mermi biçimli, ortasında
anten görevi gören hortum bulunan bir tür seviye dengeleyici
ağırlıktır. Bu özellikleri onu şamandıralardan ayırır. Spirilino suya
batar. Uzağa atışta ve çekerken oltanın istenilen seviyede ve istenilen
aksiyonla çekilmesine yardımcı olur. İtalyanlar ona bombard derler.
Bazı Türkler ise "Çok maharetli yüzdürgeçli daldırgaç" adı vermektedir

SPIROLINO alabalık
sahte sineklerinin (fly) doğru yere doğru biçimde atılması ve doğru
derinlikten doğru hareketleri yaparak çekilmesi amacıyla icat edilmiş,
daha sonraki zamanlarda her türlü sahte ve doğal yemin atılması,
çekilmesi ve aksiyon verilmesinde kullanımı yaygınlaşmıştır.
İki çeşit spirolino vardır;
1- Şeffaf iç boş ve içine su doldurularak ağırlığı ayarlanabilen tip.

2- Daha fazla bilinen, çeşitli sabit ağırlıklara sahip içi dolu tip. Bunun da mika ve metal olmak üzere iki çeşidi vardır.


Spirlino'nun
ağır, orta batar ve yüzer modelleri vardır. Tamamen kurşundan yapılan
modeller olduğu gibi yukarıdaki gibi içi boş plastik olanları da
mevcuttur. Ayrıca aksiyon sağlamada faydalı olacak değişik şekillerde
olanları bulunur.
MONTAJ
Spirolinonun
temel bağlanma biçimi; kanca, köstek, fırdöndü, üzerine boncuk, onun
üstüne spirolino şeklindedir. Boncuk kullanılmayan spiro fırdöndüye
geçer. Esas bağlama şeklinde 3 lü fırdöndü kullanılır. Bu öyle herkesin
bildiği üç halkası bulunan bir fırdöndü değil, üç fırdöndünün arka
arkaya bağlı olduğu özel bir tiptir. Kalama önleme yanında
kanca/yem/sahte nin bedene sarmasını önleme görevi vardır.
Daha
sonra 2 karış kadar eğilip bükülmeyen bir misina, yada kord ipi bu
fırdöndüye bağlanmalıdır. Bir boncuk geçirilip fırdöndüye yaslanır,
sonra spiro ipe dizilir. Peşinden bir yada iki boncuk daha dizilir. İki
boncuk kullanmanın nedeni atarken aşağı baskı yapan spiro nun düzeneği
bozmamasıdır.
Daha sonra misina yada kord ipi yeni bir fırdöndüye bağlanır. Bu fırdöndü yukarıda bahsettiğim şekilde üçlü tip de olabilir.
En
son olarak ihtiyaca göre 1-3 metre kadar köstek ile kullanacağımız,
kanca, sahte yada yem bu fırdöndünün diğer ucuna bağlanır.
Bir yünlü oltaya monte edilmiş dolu tip spiro

KULLANIMI
Sipiroyu
bir şamandıra gibi yemnli yada tüylü bir kancayı istediğiniz yere atmak
ve kancayı suda belirli bir seviyede tutmak için kullanabileceğiniz
gibi, ağır tiplerin arkasına her türlü sahte ve doğal yem takıp da
kullanabilirsiniz.
At - çek yaparken zaman zaman kamış ucuyla titretme, zig -zag çizdirme ve sektirme gibi hareketler vererek kullanılır.
Sıyırtma
kurşuna takıldığı biçimiyle istavritten kesilen kuyruk altı yem, tek
bir çapari kancası veya kuyruk sallayan küçük bir silikon sahte
spironun da arkasına takılabilir.
Bunun yanında hafif rapalanızı uzağa atmak isterseniz de spirodan yararlanabiliriz.
Çoğu
zaman balığın kancayı takip etmek yerine spiroyu takip ettiğini
görürsünüz. Bu durumda balıkların ilgisini çekmeyen renklerde spirolino
kullanmak daha verimli olur.
Ülkemizde Yaşayan Mersin Balıkları ve Genel Özellikleri
Mersin Balıkları, Asya, Avrupa ve Amerika'nın kuzey yarım küredeki
deniz ve tatlı sularında 27 tür ile temsil edilmekte olup bunlardan 5
tür [Huso huso (mersin morinası), Acipenser sturio (Alman mersin balığı veya kolan balığı), Acipenser gueldenstaedti (karaca mersin veya rus mersini), Acipenser stellatus (sivrişka) ve Acipenser nudiventris (şip)]
Karadeniz'in Türkiye sularında doğal olarak bulunmaktadır. Mersin
morinası dünyanın en büyük tatlı su balığı olup 6 metre uzunluğa ve 1
ton ağırlığa ulaşabilir.
Sularımızda Doğal Olarak Yaşayan Türler
Huso huso (Mersin Morinası)

Acipenser sturio (Kolan)

Acipenser gueldenstaedtii (Karaca)

Acipenser stellatus (Sivrişka)

Acipenser nudiventris (Şip)

Acipenser ruthenus (Çığa)

Sularımıza Sonradan Gelenler
Acipenser baerii (Sibirya Mersini) (Yetiştiricilik amacıyla getirildi)


Acipenser persicus (İran/Kafkas Mersini) (tesadüfen tarafımızdan bir kaç birey yakalandı)
-*-
Mersin
Balıkları morfolojik, anatomik ve fizyolojik olarak diğer balıklardan
farklıdır. Örneğin kıkırdak iskelete sahip oldukları halde kemikli
balıklar sınıfına dahildirler. Baş kısmı öne doğru uzamış ve baş kemik
tabakaların bir araya gelmesiyle oluşmuş bir zırhı andırır. Vücut
üzerinde bir sıra sırtta, iki sıra yanlarda ve iki sıra karında olmak
üzere türlere göre şekli ve sayıları değişen kemik plakalar vardır.
Mersin Balıkları çok geç cinsi olgunluğa ulaşmaları, 2-4 yıllık
aralarla yumurtlamaları ve 100 yıla kadar yaşayabilmeleri gibi
özellikleri ile de diğer balıklardan ayrılırlar.
Yaklaşık 200
milyon yıldır dünya üzerinde mevcut olan Mersin Balıkları yaşayan
fosiller olarak da adlandırılırlar ve biyolojik çeşitlilik bakımından
çok değerli balıklardır. Ayrıca etinin kalitesi ve siyah havyar olarak
da adlandırılan çok değerli havyarı dolayısıyla da binlerce yıldan beri
ekonomik açıdan çok büyük önem taşımaktadır. Tarih kayıtlarında Mersin
Balıklarının daha M.Ö. 2500'lü yıllarda Dinyester'de avlandığından
bahsedilmektedir. O zamanlar Mersin Balıkları büyük kutlamalarda
süslenmiş bir şekilde ikram edilmiş ve Mersin Balıklarının resimlerini
taşıyan paralar bastırılmıştır. Mersin balığı havyarının politik açıdan
da büyük önem taşıdığı hatta havyar yüzünden savaşlar yapıldığı tarih
kayıtlarında bulunmaktadır.
Tarih boyunca büyük önem taşımış
olan Mersin Balıklarının günümüzde nesillerinin devamı tehlikededir. Bu
durumun çeşitli nedenleri vardır:
- Mersin Balıklar'ının üreme
bölgelerini oluşturan nehirler üzerine kurulan barajlarda su tutulması
nedeniyle nehir yatağının doğal yapısının bozulması, su miktarının
azalması ve anaç balıkların nehre girişinin imkansızlaşması
(Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya)
- İleri yaşlarda (mersin
morinaları 15-20 yaşında) cinsi olgunluğa ulaşan Mersin Balıklarının
bir kez bile yumurtlayamadan havyar elde etmek için yumurtlama
zamanından önce avlanması
- Endüstriyel ve tarımsal faaliyetler nedeniyle doğal suların kirlenmesi ve balıkların yaşama ortamlarının bozulması.
Ülkemiz
sularında Mersin Balıklarının sayılarının azalmaya başladığı 1970'li
yıllarda anlaşılmış ve bunu önlemek için tedbirler alınmaya
çalışılmıştır. Örneğin 1975-1976 dönemine ait su ürünleri avcılığını
düzenleyen sirküler ile ilk defa olmak üzere Mersin Balıkları avcılığı
özellikle Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya nehirleri civarında
yasaklanmıştır. Diğer bölgelerde ise boy yasağı getirilmiştir. 1996
yılından itibaren ise Türkiye'nin CITES (Convention on International
Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora) adlı uluslararası
bir organizasyona katılmasıyla, Mersin Balıklarının avcılığı bütün
sularımızda tamamen yasaklanmıştır. Ancak o günden bu güne kadar Mersin
Balıkları avcılığı konulan yasağa rağmen devam etmekte ve durumun
ciddiyeti göz ardı edilmektedir.
Avcılığı tamamen yasak olmasına
rağmen Mersin Balıklarının balıkçı tezgahlarında satılmak üzere
sergilendiği sık sık tespit edilmektedir. Balıkçıların av yasaklarına
uyarak tesadüfen yakaladıkları bireyleri tekrar denize bırakması ve
böylece onlara yaşama ve nesillerini devam ettirebilme şansı tanıması
için, yetkili kurumlarca gerekli eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları
yapılmalı, yasak türlerin avlanması ve satılması durumunda ise ceza
uygulamaları artırılmalı ve kontroller daha sıkı yapılmalıdır.
Hem
Karadeniz'in biyolojik çeşitliliği hem de ülke ekonomisi bakımından çok
önemli Mersin Balıklarının gelecek nesiller tarafından da tanınmasını
sağlamak ve Karadeniz dolayısıyla ülkemiz ekonomisi için önemli bir
sektörü yani havyar üretimini tekrar gerçekleştirmek için gerekli
tedbirler (av yasaklarının kontrolü, nehirlerin rehabilitasyonu, yapay
üretim) çok geç olmadan alınmalı ve uygulamaya geçirilmelidir.
Mersin Balıklarının nesillerinin devamını sağlamak için yapılması gerekenler şöyle özetlenebilir:
1-
Yasak avlanmanın önlenmesi ve yasakların sıkı kontrolü; tesadüfen
yakalanan Mersin Balıklarının satışının önlenmesi için gerekli
yaptırımların uygulanması
2- Mersin Balıklarının üreme
alanlarını oluşturan nehirlerimiz (Kızılırmak, Yeşilırmak) ekolojik
yapısının incelenmesi; balıklara en azından baraj ile nehir ağzı
arasındaki bölümde üreme şansı tanınabilmesi için buralarda üremeye
elverişli olabilecek yerlerin tespiti ve koruma altına alınması;
barajlardan yeterli su bırakılması; nehir ağızlarının balıkların
girişine elverişli hale getirilmesi
3- Mersin Balıklarının yapay
üretimini gerçekleştirmek üzere özellikle Yeşilırmak ve Kızılırmak
civarında üretim istasyonlarının kurulması
4- Ülkemiz sularında
bulunan ve sayıları her geçen gün azalan anaç Mersin Balıklarının
koruma altına alınarak, kurulacak üretme istasyonlarında yapay üretimi
ve elde edilen yavruların hem doğal stokları desteklemek üzere doğaya
salınması hem de kültür şartlarında yetiştiriciliğinin yapılması
5-
Yok olan canlı türlerini tekrar doğaya kazandırmak imkansız olacağından
çok geç olmadan çeşitli kurum ve kuruluşlar doğal dengenin korunması
amacıyla işbirliği yapmalıdır.
Mersin Balıkları, "siyah havyar"
denilen çok değerli havyarı ve eti dolayısıyla hem ülkemiz ekonomisi
açısından hem de Karadeniz'in biyolojik çeşitliliği bakımından çok
büyük önem taşımaktadır. Bu değerli balıkları korumak ve nesillerinin
devamını sağlamak için çeşitli kurumlar (üniversiteler, Çevre ve Orman
Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı, araştırma enstitüleri, balıkçı kooperatifleri, balıkçılar ve
halk) işbirliği yaptığı takdirde başarı oranı yükselecektir.
Bulutlar ve Anlamları
Serbest atmosferde, buz kristalleri, ve su damlacıkları gibi gözle
görülür parçacıkların bir araya gelmesiyle oluşan bulut, hava
parselinin atmosfer içerisinde yükselmesi ile içerisinde bulunan su
buharının yoğunlaşması sonucunda oluşur. Sisin buharlaşması şeklinde
oluşumu da söz konusudur.
Yoğunlaşma çekirdekleri adı verilen
toz ve duman parçacıkları sayesinde su buharı yoğunlaşabilir. Bulutun
oluşumunda her şeyden önce, ister konvektif faaliyetle olsun, isterse
bir dağ yamacının zorlamasıyla olsun veya isterse yerin ısınmasıyla
yere yakın yerlerdeki hava parselinin ısınarak yükselmesi sonucunda
olsun yükselme, soğuma ve yoğunlaşma gerekli olan üç temel özelliktir.
Bulutlar yüksekliklerine göre üçe ayrılırlar:
1. Yüksek Bulutlar
* Cirrus
* Cirrocumulus
* Cirrostratus
2. Orta Bulutlar
* Altocumulus
* Altostratus
* Nimbostratus
3. Alçak Bulutlar
* Stratus
* Stratocumulus
* Cumulus
* Cumulonimbus
YÜKSEK BULUTLAR
Cirrus

Beyaz
renkte, çok ince iplikler halinde veya dar şeritler şeklinde bağımsız
bulutlardır. Görünümleri lif veya ipek parlaklığındadır. Bu bulutlar
genellikle Cirrocumulus ve Altocumulus bulutları ile Cumulonimbus
bulutlarının üst kısımlarından meydana gelir. Cirrus bulutları, çok
ufak buz kristallerinden meydana gelmiştir.
Cirrocumulus

Kum
taneleri veya küçük dalgacıklar halinde, oldukça küçük kümeciklerden
meydana gelmiş ince, beyaz ve gölgesiz bulut örtüsüdür. Bulutlar toplu
halde oldukları gibi, ayrı ayrı parçacıklar halinde de görülebilirler.
Cirrocumulusler,
Cirrus veya Cirrostratus bulutlarının şekil değiştirmesinden veya
parçalar halindeki Altocumuluslerin küçülmesinden meydana gelirler. Bu
bulutlar tamamen buz kristallerinden ibaret olup, bazen aşırı soğumuş
su damlacıkları da görülür.
Cirrostratus
Cirrostratuslar
gökyüzünü tamamen veya kısmen kaplar ve genellikle Hale olayını meydana
getirirler. Bunlar şeffaf, saça benzer, beyazımsı lifler halinde düzgün
görünümlü bulutlardır. Cirrostratuslar küçük buz kristallerinden
oluşurlar. Bu bulutlar fazla kalın olmadıklarından şeffaf görünürler.
Güneş ve ay ışığını geçirirler.
ORTA BULUTLAR
Altocumulus
Altocumulus
bulutları, genellikle gölgeli, beyaz renge sahiptir. Bu bulutlar kısmen
lif halinde yayılmış olduğu gibi ayrı ayrı durumda olan ince tabakalar,
yuvarlak kütlelerden ve tomurcuklardan meydana gelir. Düzgün şekildeki
parçacıkların gökyüzünün ancak yarısını kaplayacak kadar genişliğe
sahip olduğu görülür.
Altostratus
Gökyüzünün
büyük bir kısmını veya tamamını kapatan, çizgili, lif veya düzgün
görünüşteki grimsi veya mavimsi renkteki bulut tabakasıdır. Bazı
kısımları çok ince olduğundan, Güneş; sanki buzlu cam arkasındaymış
gibi bir görünüm alır. Bu bulut hale olayını göstermez.
Nimbostratus
Genellikle
koyu gri renkteki bulut tabakasıdır. Bunlar çoğu zaman yere kadar
ulaşan ve devamlılık gösteren yağmur ve karın düştüğü bulutlardır. Çok
kalın olduklarından, güneş ve ayın görülmesi mümkün değildir.
Nimbostratus bulutunun altında, parçalar halinde alçak bulutlar meydana
gelebilir.
Bu bulutlar yatay ve dikey olarak çok geniş sahaları
kaplarlar. Su damlaları, yağmur damlaları, kar kristalleri, kuşbaşı kar
taneleri ve bunların karışımından meydana gelirler. Nimbostratusler
dikey gelişmeli bulutlar sınıfından oldukları için; en alçak bulut
seviyesinden, yüksek bulut seviyesine kadar çok kalın bir tabakayı
tamamen kaplarlar.
ALÇAK BULUTLAR
Stratus
Genellikle
gri renkte, düzgün görünüme sahip bulutlardır. Stratus’lerden çisenti,
buz prizmaları ve kar grenleri yağışı meydana gelir. Güneş bu
bulutlardan görüldüğü zaman, bulutun sınırları kolayca teşhis
edilebilir. Çok düşük sıcaklıklar dışında Stratus, hale olayını meydana
getirmez. Bu bulutlar bazen düzensiz sıralar halinde de meydana
gelebilir. Stratus’lerin karakteristik yağışı çisenti olup, rüzgarın
sakin veya hafif olduğu dönemlerde görüşü kısıtlayacak şekilde yere
yakın seviyelerde görülebilmektedirler.
Stratocumulus
Stratocumulus’ler
gri veya beyazımtrak renkte, yada her iki renge birden sahip olan
bulutlardır. Bu bulutlar toplu halde veya ayrı ayrı olabilen mozaik
görünümünde yuvarlak kütleler ve tomarlardan meydana gelirler.
Stratocumulusu meydana getiren elemanlar, genellikle sıralar halinde ve
tepeleri düz şekildedir.
Cumulus
Üst
kısımları karnabahar görünümünde olan; küme, kubbe veya kuleler halinde
dikine olarak gelişen, genel olarak yoğun durumda bulunan bağımsız
bulutlardır. Cumulus’lerin güneşle aydınlanan kısımları çoğu zaman
parlak beyaz görünüme sahiptir. Bu bulutların tepe ve yan kısımları
tomurcuğu andıran kümeler halinde olmasına karşılık, tabanları daha
koyu ve hemen hemen düzdür. Cumulusler bazı zamanlarda düzensiz
şekillerde de bulunabilirler.
Cumulus bulutları genel olarak su
damlalarından meydana gelmiştir. Bulut içindeki sıcaklığın sıfırın
altına düştüğü yerlerde, aşırı soğumuş su damlaları ve buz kristalleri
de bulunur. Dikine gelişmeye sahip Cumulus’lerde yağmur ve sağanak
şeklinde yağışlar meydana gelir.
Cumulonimbus
Dağ
ve kuleler biçiminde, büyük bir dikine uzanışa sahip, yoğun ve koyu bir
buluttur. Üst kısımları genellikle düz, lifli veya çizgili bir görünüme
sahiptir. Cumulonimbus bulutlarının üst kısımları örs veya sorguç
şeklinde yayılır. Bu bulutların altında düzensiz biçimde alçak bulutlar
oluşabilir. Bunlar Cumulonimbus’lerle bir arada veya ayrı olarak
bulunabilirler.
Gökyüzünün büyük bir bölümünü kapladıklarında,
tabanları Nimbostratus bulutunu andırır. Bu durumda bulutun yapmış
olduğu yağış şekline bakılmalıdır. Sağanak yağışlarla birlikte şimşek,
gök gürültüsü veya dolu varsa bulut; Cumulonimbus bulutudur.
Bu
bulutlar tek bulut halinde oldukları gibi, birçok Cumulonimbus
bulutunun meydana getirmiş olduğu büyük bir bulut silsilesi halinde de
olabilirler. Böyle bir Cumulonimbus grubu içindeki her Cumulonimbus
bulutuna Oraj meydana getirmesi sebebiyle Oraj Hücresi adı verilir.
Metin © Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Fotografların bazıları http://www.bkyc.de den alınmıştır.
Turna Balığı (Esox lucius) ve Avcılığı

Turna
balığı, Esocidae familyasını oluşturan etçil balık türlerinin ortak
adı. Hepside Esox cinsine aittir. Füze şeklinde ama yan tarafları düz
olan bir vücutları ve içeriye dönük "köpek dişleri" ile dolu olan uzun,
ördek gagasını andıran bir ağızları vardır. Sırt ve anal yüzgeçleri
vucutlarının çok arka kısmında kalır. Genç yaşlardakiler yeşil, olgun
yaşlara ulaşanların ise sarımsı kahverengi renkleri vardır.
Üreme
urna
balıklarının üreme zamanı hemen karlar eridikten sonra başlar ve Mayıs
ayında sona erir. Dişilerin ürettikleri 3 milim büyüklüğünde olan,
100.000 ila 1 milyon arasındaki yumurta, su bitkilerine yapışık şekilde
bırakılır. 10 ila 30 gün içinde yavrular dünyaya gelir ve ömürlerinin
ilk günlerinde yumurtalardan arta kalanlar ile beslenirler. Turna
balıkları üç dört yaşlarına varınca ilk kez çiftleşirler.
Beslenme
Turna
balıkları çok aç gözlü avcılardır ve yamyamlık bile onlar için çok
doğaldır; yavru turna balıklarının %90'ı kardeşleri tarafından yenilir.
Bir turna balığı kendi büyüklüğünün %70'i büyüklüğünde olan diğer bir
turna balığını tamamen yutabilir. Turna balıkları yemek seçenekleri
konusunda hiç çekingen değillerdir. Bütün balık türlerini, kurbağalar,
fareler, kemeler, yavru ördekler ve bazen yengeç bile avlar. Besinin
kıt olduğu dönemlerde hatta solucan ve büyük mayıs sülükleri bile
yerler.
Yaşadığı bölgeler
Turna
balıkları Avrupa, Kuzey Amerika ve kısmen Asya'da bulunur. Bol su
bitkileri bulunan ama temiz sularda yaşamayı tercih eder. Türkiye'nin
özellikle kuzeyinde ve büyük ırmakların İç Anadolu'ya düşen
kesimlerinde ve iç Anadolu'da da bulunur. Kuzey turna balığı (Esox
lucius) 1,5 metre uzunluğa ve 35-40 kilo ağırlığa kadar varabilir, ama
bu büyüklüktekilere rastlamak nadirdir. Bir metreyi geçenleri çok
seyrek tutulur. Hele 1,3 metreye varan tutulursa bu mucize sayılır.
Turna balıkları her şeyden önce, oltada savaşmalarından ve
enerjilerinden dolayı sevilirler. Oltaya takılmış bir turna balığı
kurtulmak için her şeyi dener, ve bu mücadele esnasında sudan dışarıya
taklalarda atar ve balıkçıyı heycanlandırır.
![]()
Ama
tabiki sadece oltada değil, mutfaktada kalitesini ortaya koyar. Diğer
etçil balıklar gibi turna balığıda lezzetli bir balıktır, ama birçok Y
şeklinde küçük kılçıkları vardır. Bu yüzden etini ayırıp köfte yapan
ahçılarda vardır. Etinin 100 gramında 372 kJ (89 kcal) bulunur.
AVCILIĞI
Turna
avcılığı, temel olarak sabit avlanma ve hareket halinde avlanma olarak
ikiye ayrılır. Sabit avlanma sandal veya karadan belirli bir alanda
avlanmak şeklinde olur. Hareketli avlanmada ise, tekne ile hareket
halindeyken, sürtme, atıp-çekme veya yemli gezdirme şeklinde olur.
1- HAREKETLI AVLANMA
Her
çeşit sürtme bu sınıfa girer. Sürtme için, çok çeşitli kaşık, seğirtme,
mepps(döner) ve suni yemler vardır. Avlandığınız alan için bunlardan en
uygununu deneme yanılma metodu ile seçmek zorundasınız, ama unutmayın
ki, fazla süslü olanlar balığı kandırmaktan çok, avcıyı alışveriş için
kandırmak üzere yapılmıştır.
Hareketli avlanmada diğer bir yöntem
ise, canlı veya ölü yemle yapılan sürtmedir. Bu tip avcılıkta,
genellikle kaya balıkları iyi sonuç vermektedir, ama özellikle tatlısu
kolyoz balığı, kızılkanat ve inci balığı ile istavrit, kolyoz gibi
deniz balıkları da kullanılabilir.
Atıp Çekme
Turna
balığının en zevkli avcılık yöntemi belki de budur. Kaşık atma diye de
bilinir, ben de daha çok kaşık atma diyorum ve burada da kaşık atma
olarak bahsedeceğim. Bu yöntemde balıkçı ya kıyıdan ya da sandaldan
kaşık adı verilen turna balığına yem olan küçük balıkları taklit eden
suni yemleri kamış ve makara yardımı ile atar ve çeker.



Bu
kaşıklar esas olarak turnanın avladığı balıkları taklit ederek
aldatmaya yöneliktir. Pek çok değişik renk, boy ve şekilde olabilirler.
Ağırlıkları da kullanılacakları derinliğe göre farklıdır. Hangi
derinlikte hangi kaşığı kullanacağınızı iyi bilmelisiniz, yoksa ya
devamlı dibe takılır kaşığı bırakırsınız ya da o bölgede balığın
yaşadığı derinlik yerine daha üstten boşa atıp çekersiniz. Tavsiyem
bulunduğunuz yerde balığın hangi derinlikte olduğunu bilmiyorsanız
üstlerden başlayarak yavaş yavaş daha derinlere doğru deneyin. Bunun
için bu kaşıkları alırken rastgele değilde nerede nasıl kullanılacağını
ağırlığını bilerek alın. Üretici satıcı firmaların web siteleri bu
konuda gayet iyi bilgiler veriyor. Genel olarak 1-3 metre derinliğe
kadar 5-15 gr. ağırlığında, 5 metreye kadar olan sularda da 15-25 gr,
ağırlığında olan kaşıklar tercih edilmelidir. Bu seçimi yaparken
dipteki bitki yapısı ve dibin ilişkenliğini dikkat etmek gerekir ki
takılıp dipte kaşık bırakmayalım.
Soğuk ve kapalı havalarda bu kaşıkların parlak kırmızı renkte olanları daha iyi sonuçlar verebilir.

Drakovitch sistemiyle sabitlenmiş balık ile ve cleo kaşıkla avcılık çok etkilidir.
2- SABİT AVLANMA
Sabit
avlanma; Dip yemlisi, ölü yem, çökertme, canlı yem şeklinde olur. Söz
konusu yöntemlerden hangisi uygulanırsa uygulansın, eğer bir den fazla
olta ile avlanılacaksa, oltalar arasında en az 10m mesafe bırakmak
lazımdır.
Özellikle, ölü yem kullanıldığında, eğer zemin müsaitse
(atılan yemi örtecek yosun, balçık bulunmaması halinde) çevreye
abartmadan yemleme yapmakta fayda vardır.
Tutna sert bir balık
olduğu için, özellikle kamışla avlanmalarda kakıç veya kepçeyi balığı
sudan kesmek üzere hazır tutmak gerekir. Ayrıca büyük balıkların
ağzından iğne çıkartmak için, yanınızda bir pense bulundurmakta fayda
vardır. Turna canlı iken en kolay baş ve işaret parmakları vasıtası ile
gözlerinden tutulur.

Akyem
olarak kullanılabilen tüm deniz ve tatlı su balıkları turna balığına
doğal yem olarak kullanılabilir. Turna solucana vurmaz. Uskumru turna
için gayet iyi bir yemdir, oltaya takılışı yarım veya yaprak olarak
olur. Tatlı su balıklarının ufakları oltaya canlı yem olarak
takılabilir. Büyük tatlı su balıkları ve deniz balıkları yaprak yem,
şakşak yem olarak da kullanılır. Küçük ölü balıkların 20 gr. civarında
olanları. bütün olarak takılabilir. Ölü balıklar daha çok dip oltası,
parakete için uygun olmakla beraber şamandıralı takımla da
kullanılabilir. Serbast bırakma şamandıralı takımla canlı yem kullanmak
gerekir. Ölü balıklar iğneye ya canlı yem gibi sırtından takılır veya
kuyruk tarafından. Turna balığı avını kafadan yutmak alışkanlığında
olduğundan kuyruktan takmak daha iyi sonuç verecektir, balık yemi
aldığında iğneyi hissetmez ve yutmaya başlar böylece yakalanır.
Ölü
balıkla avlanmada iri turna yakalanması ihtimali yüksektir. yaşlı ve
iri balıklar avlanma alışkanlıklarını hızlı, hareketli avlardan
güçlerinin daha kolay yeteceği daha yavaşlarına çevirirler, iyi bir leş
yiyici olarak ta ölü balıkları menülerinde üst sıralara alırlar.
Uygulamada da iri turnaların büyük kısmı ölü doğal yemle yakalanırlar.
Turna avlanmada görme duyusu kadar koku alma duyusunu da kullandığından
ölü balıkları bulmada zorluk çekmez yalnız dibin yemin kaybolacağı
kadar otlarla kaplı olmaması gerekir. Altta görüldüğü gibi av esnasında
yem olarak kullanılan balığın parçalarının oltanın etrafına ayrıca
atılarak yemleme yapılması koku yoğunluğunu arttıracak daha verimli av
yapılmasına yardımcı olacaktır. Ölü doğal yemlerle etkiyi arttıracak
kokular da kullanılabilir. Bu tür kokuları Avrupalı amatörler
kolaylıkla bulabilmekte veya özel aromatize edilerek kokulandırılmış ve
konservelenmiş doğal yemler kullanmaktadırlar.
Turna Şamandıralı takımlar, Serbest bırakma şamandıralı takım ve Dip oltası ile avlanmaktadır.
Yayın Balığı (Silurus glanis ) ve Avcılığı
YAYIN BALIKLARININ GENEL ÖZELLİKLERİ
Vücut
yapıları uzun ve az kısa, genelde yuvarlakça,silindirik ve kalın
yapılıdırlar, yılan balığına benzer terleri bulunur. Vücutları genel
olarak pulsuz ve bazılarında pula benzeyen kemiğimsi sert plakalar
bulunur.
Bazı terlerde uzun bazılarında kısa 1 - 4 çift bıyık
vardır. Bıyık yayınların en belirgin özelliklerinden biridir. İngilizce
Catfish (Kedi balığı) olan adını uzun bıyıklara sahip olmasından
almıştır. Ağızda sıralar halinde dizilmiş ince pek çok diş bulunur.
Beslenme alışkanlıkları türe göre farklılık gösterir. Bazı türleri
bitkisel gıdalar, bazıları ise canlı balıklarla beslenir. Genel olarak
dip balıklarıdırlar ve su dibinde yaşar. Su sıcaklığı 20-30 oC arasında
iyi gelişir.
Yayın Balığı; Göllerin ve durgun akan nehirlerin en önemli balıklarındandır.
Denize
bağlantısı olan az tuzlu kıyı göllerinde bile rahatlıkla yaşarlar
(Büyük ve Küçük Çekmece'de olduğu gibi). Ülkemizde Avrupa yayın balığı
yada bayağı yayın balığı (Silurus glanis) ve mezopotamya yayın balığı (Silurus triostegus) olmak üzere iki tür bulunur.
AVRUPA YAYIN BALIĞI (Siluris glanis)
3
metre boy ve 300 kilogram ağırlığa ulaşabilen, eti kılçıksız ve çok
lezzetli, ticari değeri yüksek bir balıktır. Yayın balığı uzun
ömürlüdür. 100 sene kadar yaşayabilir.
Oksijensizliğe dayanıklıdır.
Ilık su balığı olmasına rağmen düşük sıcaklıklarda da hızlı gelişir.
Genellikle 2 yılda 0,5- 1,4 kilograma ulaşır. Orta Avrupa havuz
koşullarında 3 yılda 2-4 kilograma gelebilmektedir ki bu ağırlıklarda
sofralık balık olarak değerlendirilir. Hastalıklara karşı dayanıklıdır.
Avrupa yayın balığı yapay yemlere alışabilir ve 2 - 2,2 kg. kuru yemle
1 kg. ağırlık artışı sağlanabilmektedir. Sürü halinde dolaşmaz, sakin
sulardan hoşlanır. Gün boyunca yatağında saklanır ve gece olunca sığ
kesimlerde avlanır. Su sıcaklığının azaldığı dönemlerde, çukur
kısımlarda kışı geçirir.

Saldırgan
bir balıktır. çoğunlukla balıkla beslenir. Genç devresinde küçük su
hayvanlarını ve karada yaşayıp suya giren her türlü canlıyı yem olarak
tüketir. Soğuk mevsimlerin başlamasıyla yem alımı durur, derin yerlere
gider.
Doğal üreme için su sıcaklığının 15-20 oC olduğu
mayıs-haziran da derinliği 1 metreden az olan sığ bitkilerle kaplı
yerleri tercih eder. Bu yerlerde bitkiler üzerine açık sarı renkte ve
yapışkan olan yumurtalarını bırakır.
Yayın balıkları üreme yerlerine
bir erkek ve bir dişi olarak gelir ve yumurtalar kısım kısım basit
yuvalara yumurtlanır. Yumurtaların çapı 3 mm. civarındadır. Erkek
balıklar yumurtaları larvalar çıkıncaya kadar korur. Yumurtanın açılımı
ortalama 2,5 günde olmakla birlikte su sıcaklığı düşükse bir haftaya
kadar uzayabilir. Larvalar yumurtadan çıktıktan sonra 4-5 gün boyunca
besin keseleriyle beslenir. Daha sonra serbest olarak dış beslenmeye
başlar.
Erkekler 2-3 yılda (1-2 kg.) dişiler 3-4 yaşında cinsi olgunluğa gelirler.
Üreme
döneminden önce erkek ve dişiyi birbirinden ayırt etmek oldukça zordur.
Üreme safhasının hemen öncesi dişilerin karınlarının şiş olmasıyla
cinsiyet ayrımı daha kolay olur.

Kesin
bir ayrım için yayın balıkların karın kısmı ayrım yapacak kişiye dönük
tutulur. Erkek-dişi ayrımı cinsiyet açıklığının arkasındaki deri
çıkıntısına bakılarak yapılır. Bu deri çıkıntısı erkekte daha keskin ve
lekeli, dişide ise oval ve daha az beneklidir. Ayrıca büyük balıklarda
kafa ve çene köşeliliği diğer bir tanıma özelliğidir. Erkeğin kafası
dişininkinden daha köşelidir.
Yayın; benzeyen başka türlerin (kara
balık vs) bulunması nedeniyle Avrupa yayın balığı veya bayağı (adi)
yayın balığı olarak ta isimlendirilir. Siluridae familyasından olup
Avrupa'nın ikinci büyük tatlı su balığıdır. Yassı ve geniş kafası,
geniş ağzı, dudaklarından sarkan iki uzun bıyığı ve çenesinden sarkan
daha kısa dört bıyığı, kuyruğuna kadar uzanan alt-yüzgeci ve kafasının
yakınında bulunan küçücük bir sırt-yüzgeci vardır. Yayın balığı çok iyi
duyma kabiliyetine sahiptir. 80-100 yaşına kadar yaşayabilir.
Yayın
balığının dişisi kilo başına 30.000 yumurta üretir. Erkek balık,
yavrular yumurtalardan çıkana kadar yuvayı korur, bu süre, suyun
sıcaklığına göre üç ila on gün arasında değişir.
Yayın balığı büyük,
ılık gölleri ve derin, yavaş akan ırmakları tercih eder. Su
akıntılarının oluşturduğu mağaralarda ve suya batmış ağaçların yanında
barınmayı sever.

Alt
dudağın üsttekinden daha öne çıkık durmasından da anlaşılacağı gibi,
suyun ortasında ve suyun dibinde beslenir. Suni göllerde de üretilen
yayın balığı yenilen bir balıktır. Ama yaşlı balıkların eti tatlı
olmadığı için belli bir yaşa kadar yenilmesi gerekir; ozaman tadı dana
etini andırır.
Yayın balıkları kuzey hariç Avrupa'nın her yerinde
bulunur. Türkiye'de de büyük ırmaklarda ve baraj göllerinde bulunur.
Fırat ve Dicle Irmaklarının dışında kalan akarsu ve göllerde
yayılmıştır. 3 metreye varan uzunluğu ve 150 kiloya varan ağırlığı ile,
mersin balığından sonra Avrupa'nın ikinci büyük balığıdır. Ama bu
büyüklüğe ulaşan yayın balıkları çok nadirdir, son yüz yıl içinde, bu
büyüklükte balık yakaladığını söyleyenlerin inandırıcı kanıtları
yoktur. En son inandırıcı kanıtlar 19. yüzyıldan kalmadır. Yayın balığı
ortalama 1,30 - 1,60 metre boyundadır. Bazen iki metreden daha büyüğünü
yakalamak da mümkündür. Yakın zamanda yakalanan en büyük yayın
balıkları Po ırmağında yakalanan 2,78 metre boyunda ve 144 kilo
ağırlığında, Almanya'da yakalanan 2,49 metre boyunda ve 89 kilo
ağırlığındaki yayınlardır. Fransa, İspanya ve Yunanistan'da da yaklaşık
bu büyüklüklerde yayınlar yakalanmıştır.

Yayın
balığı genellikle balıkla beslenir, ama solucan, sülük, böcek ve yengeç
de yer. Belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra, kurbağa, fare, sıçan,
ördek ve su kıyısında yaşayan kuş türleriyle de beslenir.
Yayın balığı efsaneleri
*1985
yılında iki Yugoslav balıkçı, Tuna Nehrinde balığa çıkarlar. Oltalarına
takılan dev yayın balığı onları tekneleri ile birlikte Tuna nehrinin
akıntısına karşı 20 kilometre çeker. Nihayet yorulan balığı bir
traktörün yardımıyla karaya çekerler; balık 3,5 metre boyunda ve 300
kilo ağırlığındadır.
*Orta Çağdan kalma belgelere göre, yayın balıklarının suya giren küçük çocukları yedikleri olmuştur.
Kanıtlanmış olaylar
*2003
senesinde Almanya'da yaşlı bir kadının köpeği serinlemek için suya
girdiğinde, suyun yüzeyinde büyük bir ağız belirir ve köpek bu ağzın
içinde kaybolur. Haber Almanya'da bütün gazetelerde ve televizyonlarda
yer alır. Alman medyası bu yayın balığına Yakob adını verir.
*Rusyada
görev yapmış birinin aktardığına göre bu zamama yakalanan en büyük
yayın balığı bir rus köylüsü tarafından ağ ile yakalanmış ve traktör
yardımı ile karaya çıkarılabilmiştir. boyu 5.19 mt ağırlığı 321 kg.
MEZOPOTAMYA YAYIN BALIĞI (Silurus triostegus)
Siluridae
familyasından bir yayın balığı türü. Mezopotamya bölgesinde, yani
Suriye, Irak, Iran ve Türkiyede bulunur. Mezopotamya yayınların üreme
zamanları mayıs, haziran ve temmuz aylarındadır.
AVCILIĞI
Çocukluğumuzda Çarşamba (Yeşilırmak) ta yayın avlarken, kendi kendine çözülen oltalar kullanırdık.
Bu
oltaların ucuna kocaman bir kurbağa, her biri bir karış boyunda 5-6
adet solucan yada kerevit taktıktan sonra ırmağa atar tüm gece boyu
kamp ateşi kenarında bekler, sabah gider oltalardan balıkları alırdık.
Çalışma prensibini göstermek bakımından aşağıdaki çizim fikir verecektir.
Yayın balığı avını; saatler boyu sabır, bir anlık heyecan ve devasa bir ödül olarak tanımlayabiliriz.
Yayın
balığı, sürat yapması için yaratılmamış olduğundan, kah gezerek, kah
bekleyerek, bıyıkları ile yoklayarak yiyecek arar. Bu arada dipte ölü
veya ağır hareket eden canlılar da Yayın balığının besinini
oluştururlar. Ancak kimi yörelerde "Tabak" veya "Tabak midyesi" olarak
adlandırılan çiftkabuklu, Yayın balığının ana menüsünü oluşturmaktadır.
Bunun yanısıra, kan sülüğü, kurbağa ve özellikle sümüklüböcek de,
vazgeçemediği besinlerdendir.
Yayın balığı, su sıcaklığının 6-8ºC
altına düşmesi ile aktivitesini çok azaltır. En aktif olduğu dönem,
14-18ºC arası su sıcaklığının oluştuğu dönemdir. Daha yüksek
sıcaklıklarda da, aktivasyonu göreceli olarak düşer.
Bilinenin
aksine, gece ve gündüz beslenmesinde bir fark olmaz. Kısaca gece veya
gündüz avcılığı arasında fark yoktur. Ancak, karanlık ve sakin
gecelerde bıyıkları vasıtası ile hissedebildiği için, diğer canlılar
açısından büyük tehlike oluşturur, bunu bilen Yayın balığı bu tip
gecelerde hacim olarak daha fazla besin almaya gayret eder.
Ancak
kanıma göre avcı, Yayın balığının daha az av bulabildiği gündüz
saatlerinde veya mehtaplı parlak gecelerde daha fazla şanslıdır.
TAKIM:
Bu
tatlısu devi için her çeşit malzemeyi kullanamayız. Başarılı olmak,
yakalanan balığı takımı kopartmadan kıyılamak istiyorsak, malzemenin en
sağlamını kullanmak zorundayız.
Özellikle beden için, mümkün
olduğunca yüksek çekme güçlü misina kullanmak ve her avdan sonra bu
yaklaşık 1m lik parçayı ve diğer düğümleri yenilemekte fayda vardır.
Takımı
ister makaralı kamışta olsun, ister el oltasında; olta, iri ve sağlam
bir fırdöndü ve bunu takip eden, ucunda iğnenin bulunduğu 1m boyunda
bir bedenden ibarettir.
Kimi ilişkenli veya uygun olmayan diplerde (çamur, aşırı yosun vs.) stropor veya bir pet şişe ile bu olta askıya alınabilir.
Av Tekniği:
I. Yemli Beden:
Yemli
beden olta ile Yayın avında esas olan sabırdır. Yayın uygun yem ile
donatılmış oltanızın yanına geldiğinde veya yemi hissetiğinde iş
bitmiştir. Ondan sonra, takımın sağlamlığı ve avcının fizik gücü
sayesinde, yine sabır ile yol istedikçe vererek, kimi zaman saatler
süren karşılıklı inatlaşmanın sonunda, balık kakıçlanarak karaya alınır.
Yayın
avcılığında sabırın yanısıra en önemli unsurlardan biri de ses
çıkartmamaktır. Yayın balığı sandal ve kıyıdaki titreşimleri
alabildiğinden, gürültü yapıldığında daha kuşkucu olan Yayın balığını
avlamak güçleşir.
II. Bırakma Olta:
Adından
da anlaşılacağı gibi, bırakılıp belli bir zaman sonra kontrol edilen
oltadır. Takım kalınlıkları yemli bedene göre daha kalın tutulur.
Karada sabitlendiği yerin, çok sağlam olması gerekir. Olta atıldıktan
sonra, tam kıyıda kalan kısmına 5-10kg. lık bir taş bağlanır ve
arkasından 10-15m. misina sağılarak serbest bırakılır. Bu işlem 2-3
defa tekrarlanır. Amaç yakalanan balığın oltanın kontrol edileceği
zamana kadar sürüklediği taşlar ile yorgun düşürmek ve misinanın
çektikçe yavaş yavaş gelmesinden dolayı geçecek zaman içersinde kopma
riskini azaltmaktır.
Not: Avcılık bilgileri Sn. L. Artüz'ün sitesinden alınmıştır.
Karabalık (Clarias gariepinus) ve Avcılığı

Karabalık, Clarias gariepinus (Eş bilimsel ismi C. lazera)
Güney Afrika’daki Orange Nehri’nden başlayarak, tüm Afrika, Ortadoğu ve
Türkiye’de yayılış gösterir. Ülkemizde Antalya’dan Hatay’a kadar olan
sahil kuşağındaki durgun ve akarsularda rastlanır.
Hatay bölgesinin
en büyük su kaynağı Asi Nehrinde, bol miktarda bulunmaktadır. Yine
neredeyse tamamen kurutulmuş olan Amik gölü ve ovası ençok bulunduğu
yerler arasındadır. Göl kurutulmadan önce bahar ve kış aylarında
genişleyip yaz aylarında daralmaktay


































